İçeriğe geç

HIRS VE AKİBET..!

    HIRS VE AKİBET..?
     İyi ve kötü doğru ve yanlış, Güzel ve çirkin olan her şeyin bir ölçüsü varsa, ve bunlar muhakkak hesaplara tabi ise, bu hesapların da bir muhasebesi varsa, Kimine göre muhasebenin mihengi şartlar, kimine göre akıl, kimine göre vicdan, kimine göre öncekilerin tecrübeleri ve hayat hikayeleri, Kimine göre güç, para ve pul, kimine göre zer ve zor, kimine göre de Bilim ve fendir.
     Sonuçta şaşmayan ve insanoğlunun detayına sahip olmadığı, sadece peygamberlerin hayatında tebarüz eden ilahi irade ve rızadır.
     Bu ilahi iradeye razı olanlar en mükemmel kaderi yaşadıkları da bir gerçek olarak okumak mümkündür.

   “Şüphesiz ki sen ecelinden öne geçemez ve senin olmayan bir şeyle rızıklanamazsın halde neden nefsini mutsuz kılıyorsun, ey Mutsuz”(Hz.Ali as)
     Halk arasında söylenen bazı sözler çok derin anlamlar içerir. “Evdeki hesap çarşıya uymaz demişler” aşağıdaki örneklerde olduğu gibi;

    Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabında geçen, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum:
     Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır.
   Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir.
     Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar yürüyerek yada koşarak ulaştığın bütün yerler senindir fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. Seni başladığın yerde görmek istiyorum. Yoksa bütün hakkını kaybedersin. Der.
     Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir arazi dikkatini çeker orayı da almak için koşmaya başlar.
   Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Vakit epey geçmiş. Daha hızlı Koşar, koşar, ama artık kesilir takati. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar.   

    Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
     Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur.
    Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!
     İşte dünya hayatında elindekine kanaat etmezsen hep koşar durursun ama bu çabanın ve enerjinin nihayetini de düşünmeden, Hani güzel bir söz vardır    

    “Hayat otobüsün boş koltuğu gibidir tam da boş koltuk bulmuşken bakarsın son duraktasın.ve inmen gerekir.

    “Hırstan sakın,Zira nice lokmalar insanı birçok lokmadan alıkoyar.Senin olmayan şeyle rızıklanamazsın,o halde neden nefsini mutsuz kılıyorsun ey mutsuz”(Hz.Ali as)

    “Başlayan her şey biter.hayatı komedi sananlar son espiriyi iyi düşünsünler”(Seneca)

    Akıl hayatı böyle tarif eder ama nefis doymak bilmeyenlerin diyarıdır. Mevlana’ya bakalım;
“Can sizin değil niye vuruşuyorsunuz, Mal sizin değil niye bölüşemiyorsunuz.”

     Lübnan’ın en zengin adamı Eymen Bistani, Beyrut’u en iyi noktadan gören hakim bir tepede kendisine görkemli bir mezar yaptı, oraya gömülmeyi vasiyet etti. İlahi kader farklı tecelli etti, özel uçağı denize düştü.

    Milyonlara mal olan aramalar sonunda uçağı bulundu ama cesedine ulaşılamadı. İşte bazen evdeki hesaplar çarşıya uymuyor. İyi bir muhasebeci olman da yetmiyor.

   “Şüphesiz ki akıbetine bakmaksızın işlere koyulan kimse büyük ve ağır musibetlere maruz kalır.”(Hz.Ali as)

    Peygamber(s.a.v)’e sormuşlar,? Allah’a en yakın insan kimdir,? Peygamber(SAV) “ Şu üç şeyi yapan Allah’a en yakın insandır 1-Geçiciyi ebediye değişmeyen(Geçici dünya ebedi ahirettir),2-Kendini sürekli kabre hazırlayandır,3-Kendini ölülerden sayan kimsedir, Sonuçta yaşıyan ölüleriz.”   

   Yanlış hesap Bağdat’tan döner demişlerse de buradaki yanlış hesaplar’ın telafisi mümkün olmayıp kabirde geri dönüşümsüz netleşir.
     Lord Teshlid İngiltere’nin en zengin adamlarındandı, zaman zaman devlete bile borç veriyordu. Malikânesinde oldukça büyük ve korunaklı bir odayı Servet kasası olarak kullanıyordu. Bir gün hazinesine girdi ve yanlışlıkla kapıyı üstüne kapattı. Oda çok özel inşa edildiği için, ne kadar bağırıp çağırdıysa, yardım istediyse de sesini kimseye duyuramadı. Zaman zaman eve gelmediği için, evdekiler arama ihtiyacı hissetmedi. Günler sonra cesedi bulunan Lord, bir şekilde parmağını kesmiş ve kanıyla şu cümleyi yazmıştı: “Dünyanın en zengin insanı, açlıktan ve susuzluktan ölüyor.

   “Büyük bir servet büyük bir köleliktir.”(Seneca)

    Bu haliyle Kapitalist Realite beşere huzur vaat etmiyor, sürekli yeni ihtiyaçlar üreterek ürettiklerini tüketimine mecbur ediyor, Bu haliyle Farkında olmadan beşeriyeti tüketim hastası yapıp, Şükür’den yoksun sakar Şakirler üretiyor.!
  Kapitalizm boş vakitlerde bizi yönlendirmek için; medya, televizyon, pornografik vitrinler, uyuşturan filmler, popüler müziklerle dikkatimizi dağıtır ve varoluşumuzu gerçekleştirmeyi imkânsızlaştırırlar.!
    Frantz Fanon’u dinleyelim;
   “Kapitalist ülkelerde, sömürülenler ile iktidar arasına çok sayıda ahlak hocası, danışman ve “kafa karıştırıcı” girer.
    Batı toplamlarında insanı insana unutturmak için Şems-i Tebrizi’nin dediği gibi;”Biri gelir seni sen Eder, Biri gelir seni senden eder.” İkinci misale uygun bir realite bunların kara kaderini haftada bir Kilise veya sinagoga çekmekle teselli edemiyor.
    Beşeriyet bu haliyle ne Hint yogasının mitolojisi, Ne de doğu toplumlarının önerdiği tarikatların Rabıta seansları ve Pirlerin anlamsız ve ruhsuz mimikleri teselli edilemeyecek kadar hastadır.
   Sonuçta ne din adamlarının Ruhtan yoksun üfürükleri, Ne de Pisboğazların boğazlara tıkadığı Gdo’lü gıdaları çözüm olamadı.

   Hz.Ali(as)mı dinleyelim.”Kıyamet günü cehennimin yakıtı malını fakirlerden esirgeyen zenginler ve dinini dünyasına satan alimlerdir.”
   Fizik ve Matematik bilimini aciz bırakan madrabaz kapitalistler. Emme-Basma mantığıyla doldur ve boşalt işini kitabına uydurdular, Birileri hırsızlığını sana ihtiyaç diye yutturmuşsa gerisi laf-u güzaf.
     Şüphesiz dünyadan ayrılma duygusu İstikbal kaygısı, ölüm korkusu hadisesidir, muhtevasını tam anlamıyoruz; nerde, ne zaman ve nasıl bitecek.
İnsanoğlu hayatı boyunca evden çıkar, sonra tekrar döner, ama bir gün çıkar bir daha da dönmez…
     Hayatında kimseye zulmetmemeye, kimseden nefret etmemeye, kimseyi yaralamamaya, kimseden kendisini üstün görmemeye özen gösterenlere müjdeler olsun, ne güzel bir ahlaka sahipler.
    Bizler Zaman’a ve mekâna misafiriz geçip giderken görüp işitiyoruz,
    Amaç öğrenmek büyümek sevmek ve ibret almak ise ibret alan çok az ama biz sadece eğleniyor ve şakalaşıyoruz. Oysa bu işin şakası yok azizim, İş ciddi, Ciddi olduğu kadar kesin olarak gerçekleşecektir. Bu kesinlikten şüphesi olanlar seninle dalga geçmeye devam etsinler yolun sonunda nasılsa Aynel yakin ,Hakkel yakin vaki olacaktır.

   “Kötülere çağıranlara itaat etmek işlerin akıbetini bozar.”(Hz.Ali as)

   Hırs aynı zamanda kıskançlık sebebidir,  hayırlı akıbet ancak İlim, Hayır ve hesenat ile insanlara karşılıksız yardım etmekle mümkündür.
    Sonuçta kanaat en büyük zenginlikse bu zenginliği cebinde değil, gönlünde taşıyanlar daha mutlu değil mi? Hepimiz gidiciyiz… Nihai mekânı idrak edemeyenler kendilerine yazık edenlerdir. İşte bu varış noktasının ve son Durak’ın ve mekânın idraki ve şuuru ile yaşamayı ve yolculuğu Kazasız, isyansız, Erdemleri ilke edinerek sonlandırabilenlere selam olsun

Tarih:Genel

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir