İçeriğe geç

HAYATIN ANLAMI,ANLAMIN HAYATI..!

    HAYATIN ANLAMI-ANLAMIN HAYATI..!
    Tarih süresince insanoğlu hep şu soruların muhatabı olmuş ve merakları arasında yer almıştır.
“Hayatın anlamı nedir?” sorusu, belki de insanoğlunun yeryüzünde var olduğu günden bu yana sorulagelen en kadim felsefi sorulardan birisidir. Hem de yanıtlaması en zor olanlarından… 
   Felsefenin ana konusu olan varlık bilimi, varlığı anlamaya çalışır. Varlık üzerinden bizim bilgilerimizi değerlendirir. Varlığı nasıl biliyoruz, ne kadar bilebiliriz, varlığın mahiyeti, başlangıcı ve sonucu nedir? Felsefenin aşağı yukarı üç konusu vardır: Bunlardan biri “varlık” meselesidir.   

    Buna ontoloji diyorlar. Bir tanesi “bilgi” felsefesi, yani epistemoloji, bir diğeri de “değerdir. Burada bilgimizin değeri nedir sorusu sorulur. Çünkü insan taa ilk çağlardan beri hayvan-ı natıka diye tanımlanmıştır. 
    Yani düşünen canlı, “natık” düşünen demektir. Düşünce bilgiyi, hikmeti üretiyor. Bundan dolayı bilgilerimizin değeri nedir; yani bir şeyleri bildiğimizi söylüyoruz ama ne kadar doğru biliyoruz? Bildiklerimiz ne kadar “bilginin konusu olan nesnelerin gerçekliğine uygun? Belki biz de göreceli bir hayat yaşıyoruz. Bir bakıma da öyledir aslında. Bu hayata göre bilgilerimiz var. “Bütün insanlar uykudadır, ölünce uyanacaklar” diye hadis vardır.
    Ben kimim, Nerden geldim, nereye gideceğim, Hayatı kim yönetiyor, Hayat ne ile anlam kazanır,
Hayatın ötesi var mı.?, hayata ne kadar hakimiz,?

    Hayatın anlamı mutlu olabilmekte, mutluluğu saklandığı delikten çıkarabilmektedir belki de. Ama her nedense mutluluk peşinden azimle koşan insanoğlu adeta mutsuzluktan ölür. 
Nasıl ki ağaçlar yaprak ve meyveleri ile anlam kazanıyorsa, İnsanoğlu için de Anatomi ve fizik, Ruh ile anlam kazanır, Ruh da İnsan için Mahiyeti hep merak konusu olmakla beraber, O’nu yaratanla anlam kazanır.
    Allah insanın fizikine şekil verdikten sonra kendi Ruh ‘undan üfledi ve mukaddes bir varlığın tekamül sürecini tamamladı.
İnsan iki boyutlu bir varlık olup her iki boyutun da kendi sistematiğinde sağlığı vardır. Nasıl bedenin sağlığı için Isı, Işık, Su ve gıdalara ihtiyacı varsa, Ruh’ un da kendi sistematiğinde sağlığa ve gıdaya muhtaçtır. Hani bazen deriz ya, Bu insanların ruh hali bozuk,
    Bu yüzden her insan aynı zamanda bir Ruhullah’tır. Ruh ilmi hakkında da insanoğluna çok az bir bilgi verildi.ve insan ilelebet bu detaya da vakıf olması muhaldir.
İşte bu yüzden psikologların-Pedagogların insanların Ruh hali ve ruhi saplantıları hakkında deneysel bazı testlerle elde ettikleri verilerle çok sınırlı tedavi etmeleri söz konusudur. Ancak, antidepresan uyuşturucularla ruhu teskin edebiliyorlar. Kesin tedavi ancak Ruh sağlığı hakkında detaylı bir ilimle olacaksa bu ilim de indellahta mahfuzdur.
    Ancak şu ayet yol göstericidir ” Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı Zikretmekle tatmin olur”(Rad/28)
    Allah başka bir ayette “Size faydalı görünenler zararlı, zararlı görünenler faydalı olabilir Allah Bilir, siz bilemezsiniz”
    İnsanoğlu hayatı bir bütün olarak idrak etmesi ve detaylara sahip olma imkan ve zamanına hakim olmadığı için hayatın iyi-Kötü, Fayda-Zarar, Doğru ve yanlış, İlmine hakimiyeti söz konusu ise de sınırlı bir hayat hikayesi ile, Ancak, Alim-i mutlak Olan Allah’ın bu mutlakıyetine ilanihaye muhtaçtır.ve bu rahmet pınarı ile beslendiği sürece ancak Maddi ve manevi olarak kamil bir şahsiyet ve Ruh ile yaşaması mümkündür. 
Kısa bir hikaye;
    Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı…
   Bulduğu hiçbir yanıt ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş.. Ama aldığı yanıtlar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir yanıtı olmalı diyormuş.. Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş.. Köy, kasaba, ülke dolaşmış, bu arada zaman da durmuyor tabii ki …
   Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona;
-Şu karşı ki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o sana aradığın yanıtı verebilir, demişler.
   Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş .. Bilge “sana bunun yanıtını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor” demiş. Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş.
– Şimdi çık ve bahçede bir tur at, tekrar buraya gel … Yalnız dikkat et, kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin..
Adam, gözü çay kaşığında, bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış evet demiş “kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?”
Adam şaşkın…
– Ama demiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki …
– Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel, demiş Bilge…
Adam tekrar bahçeye çıkmış, gördüğü güzelliklerle büyülenmiş, muhteşem bir bahçedeymiş çünkü … Geri geldiğinde bilge adama “bahçe nasıldı” diye sormuş … Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş “ama kaşıkta hiç yağ kalmamış” demiş ve eklemiş:
    – Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün, hayatın akıp gider, sen farkına varmazsın… Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın anlam kazanır … Hayatının anlamı senin bakışlarında gizli.
    Bakış açısı bizi en iyi ifade eden bir kitaptır.

    Hz Musa( as) bir gün Tur’i Sina’ya giderken yolda bir çobana denk gelir bakar ki çoban dua ediyor, Ey Allah’ım Yanımda olsaydın açsan sana ekmek vereydim, Susuzsan sana su vereydim, Çıplaksan giydireydim seni vs.” Hz. Musa Çobana yaklaşır ve azarlar Sen Allah’a nasıl böyle bir yakıştırma yaparsın o bunlardan münezzehtir. Deyip Turi Sina’ya devam eder sonuçta, Allah ey Musa o kulu niçin azarladın “Kulum beni nasıl bilirse öyleyim” ifadesi çok anlamlıdır.
    Neye, Nasıl ve Ne şekilde hangi tonda baktığımız haleti Ruh iyemizle direk orantılıdır. 
    Bir gün Mecnun çölde Leyla’yı düşünerek gezerken namaz kılan bir adamı fark etmez ve önünden geçer…
    Namazı bitirdikten sonra adam: “Ey Mecnun beni görmüyor musun da namaz kılarken önümden geçiyorsun?” diye tepki gösterir.
Mecnun: “Ey fani ben Leyla’yı düşünürken seni görmedim, Sen Mevla’yı düşünürken beni nasıl gördün?”
    Konsantrasyon ve motivasyon bazen ruhun yolculuğudur, Kimileri yerinde çalışan hareketsiz bir araçta kendini uçakta yolcu zanneder, Kimi de Hz. Ali(a.s)gibi Namazda Anestezi yapılmış gibi hisseder. Bu da Fiillerde samimiyet ve ihlas ile anlam kazanır.
    Albert Einstein’ı dinleyelim.
    “Hayatımızın ve, genel olarak, bütün canlı varlıkların hayatının anlamı nedir? Bu soruya karşılık vermesini bilmek dindar olmayı gerektirir. Diyeceksin ki, böyle bir soruyu sormanın bir anlamı var mı? Ben de şunu söyleyememeğim sana: Kendi hayatına ve başaklarınkine anlamsız gözüyle bakan insan, yalnız mutsuz olmakla kalmaz, kolay kolay yaşamasını bile beceremez.”

    “Hayatı kaybetmekten daha acı bir şey vardır, Yaşamın anlamını kaybetmek.”(Seneca)
   Bir insanın gerçek değeri, her şeyden önce, kendinden kurtulmayı, ne ölçüde ve ne yolda başardığına bakılarak anlaşılır. 
    İşte bu yüzden İmam Ali as ayağına batan koca dikeni çıkarmak için “Ben ancak namaza duracağım ve siz o zaman bu dikeni çıkarın” demiştir. Sebep Ruhun bedenle ilişkisini minimize etmeden bedenin acıları yok edilemez.
    İşte Rus Filozof Tolstoy “ İnsanları bedenen tedavi etmek için uyutmamız lazım ,Ruhen tedavi etmek için ise uyandırmak lazımdır. Demiştir.

   Bu ikisinin de Mimari yapısı farklıdır, âmâ İlahi irade tarafından eşgüdümlü olarak tasarlanmışlardır. Ruh ve bedenin gıdaları, acıları ve haz alma referansları da farklıdır, Bazen bedenin haz alması ruhun huzursuzluğuna sebep olurken, bazen de Ruh’ un hazları da bedenin huzursuzluğuna denk gelmektedir. Canlılar için Beden kabukken Ruh özdür ve beden Ruh ile gerçek anlamına kavuşur.
    İşte Resuller aracılığıyla beşeriyete tebliğ edilen din dediğimiz ilahi irade ’de Ruh ve bedenin gerçek anlamını bulmak mümkündür. Aksi halde hayatın anlamı kalmaz”
    Dr.Ali Şeriati’yi dinleyelim;
“Senin bahsettiğin Din seni yalnız kurtaran dindir, Oysa benim bahsettiğim Din tüm insanlığı kurtaracak bir Dindir.”
    Peygamber(s.a.v )”Bilgisizce amel edenin bozdukları yaptıklarından çok olur”
Şekiller farklılık arz ettiği gibi boyutları, Ağırlık ve içerikler de farklı olduğu gibi tasavvur idrak ve ifadelerin de bunlara paralel korkunç farkları vardır.
    Günün birinde okumamış birileri bana sen beni kıskanıyorsun demişti ben de ikimizin kıskanması gereken Büyük şeytan Amerika, O’nun karakolu İsrail ve Ortadoğu’daki piyonlarını kıskanmamız gerekir. Nasıl ağacın kurdu varsa İnsan ve insanlığın da kurtlarını kıskanmak gerek diye izah ettiğimde, Galiba ben O’nu, O da beni anlamadı birbirimizin gözlerine bakarak, Sanki o bana, bende o’na ahmak dercesine ayrıldık.
    Mevlana ne demiş “Bir delil ile kırk Alim’i ikna ettim, Kırk delil ile bir cahili ikna edemedim”
   Hz Ali ne güzel ifade etmiş “Bir insanın kalbinde ne kadar kibir varsa, aklında da, o kadar eksiklik vardır” Orantıyı anladık mı,?
    Dünya görebildiğimiz kadar geniş, okuyabildiğimiz kadar güzel ve idrakimiz kadar derindir. Hayatı komedi sananlar, Son espriyi iyi düşünsünler.
Sonuç:
    Her canlı ve cansız bir başka güzellik kategorisinde tasarlanmıştır. İdrakler bu örnekler üzerinden devam ediyorlar.
    Hayata bir bütün olarak ancak yaratıcının Kuvvet ve Kudreti, İlim ve hâkimiyetinin mutlak kabul edilmesi ve bu ilahi eksende hareket etmekle anlam kazanır.
   İnsan bazen anlamlı olan hayatı kendi eliyle anlamsız hale getiriyor, Ali Izzetbegoviç’i dinleyelim, “Düşmana benzediğin zaman savaşmanın anlamı kalmaz.” Ne demek bu Hayat herkes için farklı anlamlarla devam ediyor. Anlam amaçtır, fiiller de araçtır.
    Devrimden sonra Rahmetli İmam’a, Efendim emir verin boşalan saraylardan birini size tahsis edelim teklifine rahmetli “Eğer sarayda oturacaksam biz Şah’ı niye devirdik” gibi Onurlu ve şahane bir şekilde cevaplamıştır. Çünkü onurlu mücadelenin figürleri zaferlerden sonra da asıl amaca bağlı kalırlar. Hayat Sadece eşyalarla anlam kazanmaz eşyaların tasarruf amacı ile de anlam kazanır, Tasarrufu da amaçlar belirler. Mukaddes amaçların taşıyıcıları araçlara tevessül etmezler. Onlar için Tevessül de, tevekkül de amaç da Allah’a dır.
    Ünlü Rus Roman yazarı ve filozof Tolstoy “Allah’ı kainattan çekersen her şey meşru olur. Yani hayata anlamsızlık hakim olur demek istemiştir. Hayattan zevk ve tat almak yüce amaçlarla anlam kazanır. Yüce amaç ise bizzat Rıza-ı İlahi ile izahı mümkündür. Mülkün gerçek sahibi “O” ise gerisi teferruattır.

    Anlamsız ve amaçsız yaşayanlar Ruh ‘tan yoksun ve mutsuzluğun sakinleri olmaktan kurtulamazlar. Bunların tek teselli kaynakları Heybet, vahşet, ceberiyet, menfaat, gibi sahte tanrılarda teselli arayan şaşkın, Garip ve ahmak yaratıklardır.
    Biz dünyaya anlaşılmak için değil,! Anlamak için geldik, anlaşılmamanın üzüntüsünü duyacağımız yerde bütün ruhumuzla başkalarını anlamaya çalışsaydık hayat ne güzel olurdu.
    Sonuç: Hz. Ali (as) “İnsanlara saraylarınızı sunun bırakın harabe ve enkazlarını onlar temizlesin.” Tavsiyesi Yüce bir anlam yüklüdür işte o zaman hayat onlar için anlamlı olacak ve anlam onlar için hayat bulacaktır.
    Oysa hakikat Allah’ı Hayatın ve memattın mutlak hâkimi kabul edip bu minvalde bir Hayat’ın anlamı ve Anlamın hayatını okumak; gibi bir Ruhla yaşamak anlamlı olacaktır. Vesselam

Tarih:Genel

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir